GİRİŞ
Soyadı farklı ailelerden gelen kişilerin aile bağını gösteren ve bir takım karışıklıkların önüne geçmesini sağlayan bir kavramdır. Soyadı Kanunu 21 Haziran 1934’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. Türk hukukunda kadınların ve çocukların soyadı konusu her zaman tartışma konusu olmuş, bu sorun nezdinde son yıllarda büyük gelişmeler katedilmiştir. Kadınların ve çocukların soyadına ilişkin mevzuatlar ulusal ve uluslararası birçok mahkeme kararında kendine yer bulmuştur. Ülkemizde yer alan bu tür düzenlemelerin toplum içinde eşitsizliğe yol açtığı birçok ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarıyla da sabittir. Anayasa Mahkemesi önce boşanan kadının velayeti altındaki çocuğuna kendi soyadını verebilmesine, sonrasında da kadının tek başına evlilik öncesi soyadını kullanabilmesinin önünü açmıştır.
Bu çalışmada, Türkiye’deki kadınların soyadlarına ilişkin mevcut durum ve zamanla yaşanan gelişmeler incelenecektir.
1. TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ
Soyadı, her Türk vatandaşına bir soyadı taşıma yükümlülüğü getiren 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile kabul edilmiştir. Kanunun kabulünden itibaren 2 seneye kadar insanlar soyadı seçme hakkına sahipti. Sonrasında ise kadınlar, evlenme ile kocanın, çocuklar doğum ile babanın soyadını almaya başladı. Medeni Kanunun 141. maddesinde yapılan değişiklikle, kadının, bekarlık soyadını yeniden alacağı, ancak kadına boşandıktan sonra bir menfaatinin bulunduğunun ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceğinin sabit olması halinde, talep üzerine boşandığı kocasının soyadını taşımasına izin vereceği belirtildi. Bununla birlikte eski kocaya da, şartların değişmesi halinde bu iznin kaldırılması için yargıya müracaat hakkı verildi. İlgili düzenlemede kadının sadece “evlenmeden önceki soyadını” alabileceği düzenlendi. Yani bu düzenleme ile kadına daha önce de evlendi ve dul kaldıysa, bu evliliğinden önce taşımış olduğu o soyadını tekrar kullanabilme hakkı verilmedi.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. Maddesinde kadının soyadı düzenlenmiştir. İlgili maddede bu husus şu şekilde ifade edilmiştir; “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.” [1]
Kadınlar ve erkekler arasında cinsiyete dayalı her türlü eşitsizliğin kaldırılmasına yönelik birçok çalışma yapılmıştır. Zamanla toplumsal yaşamdaki gelişmenin aile yaşamına yansımasıyla birlikte eşlerin eşit haklara sahip olması anlayışı benimsenmiş ve soyadı ile ilgili maddelerde de değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu değişim zamana yayılmıştır. Bu değişimi tarihsel olarak incelediğimizde;
Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 153. maddenin 1. fıkrasının iptali istemiyle yaptığı başvuruda Anayasa Mahkemesi, “İtiraz konusu “Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır” kuralının iptalinin reddi kararını vermiştir.(1)
Kadının, evlenmekle kocasının soyadını alacağı belirtildikten sonra, “…ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuru ile kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir” hükmü getirildi.(2)
Ünal – Tekeli Türkiye Davası(3), bu hususta verilen ilk olumlu karardır. Türk yasaları tarafından erkeklerin kendi soyadlarını kullanmasına izin verilmesine karşın, nüfus idaresinin evlendikten sonra kızlık soyadını kullanmasına izin vermemesini” İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne şikayet eden Ayten Ünal Tekeli, bunun cinsiyete dayalı ayrımcılık olduğunu ileri sürmüştür. Ulusal mercilerin evliliğinden sonra yalnızca kızlık soyadını kullanmasına izin vermemelerinin hem tek başına hem de 14. maddeyle birlikte düşünüldüğünde 8. maddeyi ihlal ettiğini iddia etmiştir. Türk hükümeti yaptığı savunmada, bu davaya Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanamayacağını ileri sürerek, soyadı seçiminin bireysel bir tercih olmadığını ve devletlerin bu alanda kamu düzeni gereğince geniş tasarruf hakları bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca Hükümet, durumun cinsiyetler arasında farklı muamele oluşturduğunun farkında olduğunu, ancak bunun bir kamu düzeni sorunu olduğunu ve burada bireyin özel yaşamına değil, kamu düzenine öncelik verildiğini açıklamıştır.[2]
Anayasa Mahkemesi kararına atıfla, Türkiye’deki toplumsal gerçekler göz önüne alındığında cinsiyete dayalı farklı muamelenin geçerli nedenleri olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde, eşlerin aile adı seçiminde eşit haklara sahip olduklarını, Türkiye’nin evlenmekle kadının otomatik olarak soyadını değiştirmesini yasalarla öngören tek ülke olduğunu; evlenince soyadını değiştirmek istemeyen kadınların çıkarlarının dikkate alınmamış olduğunu belirtmiştir. AİHM kararı gereğince, başvuran da dahil olmak üzere evli eşlerin kendi soyadlarını kullanabilme veya soyadı seçiminde eşit haklara sahip olmalarını sağlamaya yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması Türkiye devletine bırakılmıştır.
Bu hususta Anayasa Mahkemesi tarafından alınan bir diğer karar ise kızlık soyadının kullanılması hususunda önemli bir gelişmedir. Bilim insanı olan davacı, ulusal ve uluslararası birçok yayınının olduğunu ve soyadı ile tanındığını, kızlık soyadı ile ün yaptığını iddia etmesi ve mevcut durumu kanıtlaması üzerine eşinin soyadını sildirerek, nüfus cüzdanında bekârlık soyadının yer alması kararı alınmıştır. Kadının kızlık soyadını kullanması hususunda emsal teşkil eden bir karardır.
Anayasa Mahkemesi, 4727 sayılı Medeni Kanunun 187. maddesinin iptali istemi üzerine, yeniden red kararı verdi. Mahkeme, gerekçeli kararında, kişinin soyadının “kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur” olduğunu ve bu bağlamda “vazgeçilemez, devredilemez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı” olduğunu tespit etmiştir. Buna mukabil, “kişinin kimliğini belirleme işlevi yanında, ailesini ve soyunu belirleme, kişiyi başka ailelerin bireylerinden ayırt etme işlevleri de olduğuna, kanun koyucunun “Nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi, soyun belirlenmesi, ailenin korunması gibi sebeplerle” soyadını düzenlemeler ile kural altında tuttuğuna vurgu yapmıştır. “Aile birliğinin korunması ve aile bağlarının güçlendirilmesi başta olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi ve soyun belirlenmesi gibi kamu düzeni gerekleri nedeniyle kabul edildiği” yönünde karar vermiştir.(4)
“Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” Cümlesi Anayasa Mahkemesi’nin kararı(5) ile “Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı [3]hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir” gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi yapılan bir başka bireysel başvuruda, davacının kocasının soyadını kullanmak zorunda olmadığı, bunun bir hak ihlali olduğunu kabul etmiştir. İlgili kararda evli kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmasına engel olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesine istinaden yapılan uygulama neticesinde, cinsel olarak ayrımcılığa maruz tutularak özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmemesi nedeniyle Anayasaya aykırılığını ileri sürerek, ihlalin tespitini talep etmiştir. Anayasa mahkemesi ihlal kararı verirken gerekçesinde uluslararası sözleşmelerin, evli erkek ve kadının evlilik sonrasında soyadları bakımından eşit haklara sahip olmasını öngören hükümleri ile evli kadının kocasının soyadını kullanması zorunluluğunu öngören iç hukuk düzenlemelerinin aynı konu hakkında farklı hükümler içermesi nedeniyle, ilgili sözleşmenin hükümlerinin somut uyuşmazlık açısından esas alınması gereken hukuk kuralı olduğu sonucuna varmıştır.(6)[4]
2. SONUÇ
Soyadının insanın birey olarak kimliğinin bir parçası olduğu yadsınamaz. Ancak kadının yaşadığı her evliliği, boşanması soyadının da değişmesine neden olmaktadır. Kadının evlenmesi durumunda evlendiği tarihe kadar olan bekarlık soyadı değişmektedir. Kocasının soyadı artık kadının da soyadı olmaktadır. Evliliğin boşanma kararıyla son bulması halinde kadın, bu kez kocasının soyadını bırakarak eski soyadına dönmektedir. Bir başka çözüm yolu olarak evlenen kadının kocasının soyadı önünde kendi soyadını kullanması ya da boşanma halinde eşinin soyadını taşımakta menfaati olduğunu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceğini ispat etmesi halinde hâkim izniyle kocasının soyadını kullanabilmesi olanakları getirilmiştir.
Zamanla kadının soyadı hususunda artan gelişmelerle birlikte yargı kararları ile evlilik birliğinde kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanabilmesinin önü açılmıştır. Bir başka gelişme ise boşanan kadının velayeti kendisinde olan çocuğa kendi soyadını verebilmesidir. Bu durumda menfaati olduğu ve boşandığı kocasına zarar vermeyeceğini kanıtlamasıyla birlikte evliyken kullandığı soyadını kullanma ihtiyacı ortadan kalkmış olmaktadır.
Boşanan kadın ve velayeti kendisine bırakılan çocuk aynı soyadını, bu kez annenin kızlık soyadını taşıyabilme olanağına kavuşmaktadır.
Son ve en büyük gelişme ise yakın zamanda yayınlanan Anayasa Mahkemesi kararıdır. İlgili kararda ortak soyadının aile bağlarını korumanın zorunlu unsuru olduğunun, bu anlamda eşlerin ortak soyadı taşımamaları hâlinde aile bağlarının hiçbir şekilde korunamayacağının söylenmesi de zordur. Buna göre aile bağlarının korunup güçlendirilmesi amacının da kuralla öngörülen farklı muamelenin makul nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra ancak eşinin soyadının önünde kullanabileceğinin öngörülmesinin başka bir nedeni ise tespit edilememiştir. Bu itibarla evlenmeden önceki soyadının evlendikten sonra da tek başına kullanılması bağlamında kadın ve erkek arasında kuralla öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanmaması sebebiyle eşitlik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır(7) [5].
Kısacası Anayasanın 10. Maddesinde düzenlenen ve en temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesi bağlamında geçmişten günümüze birçok yargı kararı incelenmiştir. Zamanla değişen ve gelişen bir çağın da gereksinimi karşılanarak kadını evlilik birliği süresince de tek başına evlenmeden önce sahip olduğu soyadını kullanabilme imkanı tanınmıştır.
Stajyer Avukat Elif Kara
Mayıs, 2023
Öztürk & Kuru Avukatlık Ortaklığı
KAYNAKÇA :
AYM. E. 1997/61, K. 1998/59 sayılı 29.09.1998 tarihli karar. ( anayasa.gov.tr )
AYM E. 2005/114, K. 2009/105 sayılı, 2.7.2009 tarihli karar. ( anayasa.gov.tr )
AYM. E. 2009/85, K. 2011/49 sayılı, 10.03.2011 tarihli karar, RG. 21.10.2011/280091.
AYM E. 2010/119, K. 2011/165 sayılı 08.12.2011 tarihli karar, RG. 14.02.2012/28204.
ERGENE, Deniz; İnsan Hakları Hukukundaki Gelişmeler Işığında Türk Hukukunda Kadının ve Çocuğun Soyadı Meselesi ve Medenî Kanun’da Değişiklik Önerisi, Public and Private International Law Bulletin, Volume: 31, Issue: 2, 123-176.
KILIÇOĞLU YILMAZ, Kumru; Kadının Bitmeyen Soyadı Sorunu, Ankara Barosu Dergisi, Sayı 4, 2014.
ÖCAL APAYDIN, Burcu; Son Yargı Kararları Işığında Kadının Soyadı Meselesi Çözüme Kavuşturulmuş Mudur?, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt:6 Sayı 2, 2015.
ÖZOK, Özdemir; Özdemir Özok’un Önbildirisi, İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinin İç Hukukta Doğrudan Uygulanması, Ankara, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2005, s. 7-13.
[1] AYM. E. 1997/61, K. 1998/59 sayılı 29.09.1998 tarihli karar
2 (4248 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin 153. Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilmesine Dair Kanun. RG, T. 22. 5. 1997, S. 22996)
3 AHİM, 4. Daire, Başvuru No. 29865/96; Karar 16 Kasım 2004 tarihli karar
4 10.03.2011 tarih ve E. 2009/85; K. 2011/49 sayılı karar. (RG, T. 21. 10. 2011, S. 28091).
5 Anayasa Mahkemesi’nin 14.02.2012 tarih ve 28204 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 08.12.2011 tarih ve E. 2010/119, K. 2011/165 sayılı kararı.
6 Anayasa Mahkemesi 19.12.2013 tarihli 2013/2187 sayılı Karar (RG. 19.12.2013)
7 Anayasa Mahkemesinin 28.04.2023 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2022/155 E. ve 2023/38 K. Sayılı kararı